Yüz ve bin Şeyh Said kuvveti

Son bir asırda Türkiye ve dünyada ortaya çıkan pek çok dinî grup, cemaat ve tarikat oldu.

Bunlar başlangıçta çok steril ve mülayim görünmekle beraber, zamanla bir çoğu dünyevî, siyasî ve maddiyat gibi menfi hareketlere bulaştı, yahut bulaştırıldı. Hattâ bir kısmı asayişi ihlâl eder bir tarzda kanlı boğuşmaların içine sürüklendi. Ya onlar kendilerini muhafaza edemedi, ya da tedbirsizlikleri sebebiyle onları başkası yönlendirerek sâbıkalı bir hale getirdi.

Netice itibariyle şunu söylemek mümkün: Kendini muhafaza etmenin ve menfî hareketlere bulaşmamanın son derece önemli olduğu bir devirde yaşıyoruz. Bunu başarabilmek, hem maharet ister, hem inayet ister, hem de en başta ihtiyatlı davranmak icap eder.

İşte, bütün bunlara mazhar olan Risale-i Nur hareketi, dünyada çapında istisnai bir durum arz ediyor. Tedbir ve İlâhî inayet sayesinde, şimdiye kadar hiç bir menfi vukuatı tesbit edilemedi.

Burada, yıllar önce İstanbul Cerrahpaşa’daki evinde ziyaret ettiğimiz “Son Şahitler”den bir büyüğümüzün, Ali Demirel Ağabeyin asayişe dair bir hatırasına nakletmek istiyorum.

2017 yılı sonlarında vefat eden emekli pilot Ali Demirel Ağabey, bir görüşme esnasında bize şunları anlatmıştı:

“Üstad Bediüzzaman’ı son ziyaretim 1959 yılı sonlarında İstanbul’daki Piyer Loti Otelinde oldu. Çok sıkı bir takip ve tarassut vardı. Otel odası kalabalık olunca, Üstad bir ara sinirlendi. Orada bize şunları söyledi: ‘Divan-ı Harb-i Örfi Reisi Hurşit Paşa bana ‘Said, sen de mürteciymişsin’ diye sordu. Ben de ona ‘Meşrûtiyet, bir zümrenin istibdadından ibaretse, bütün cin ve ins şahit olsun ki, ben mürteciyim’ dedim. ‘Kardaşlarım, bir emir versem, yüz Şeyh Said hadisesi gibi Türkiye’yi karıştırabilirim. Amma, bin Şeyh Said kadar kuvvetimiz olsa, biz yine müsbet hareket eder ve asayişi muhafaza etmeye çalışırız.’”

Evet, şu bozulan dünyanın bir ülkesinde, bir toplum içinde asayişin temin edilmesi son derece büyük ve mühim bir hadisedir.

Zira, bir yerde emniyet ve asayiş bozulursa, orada ne huzur kalır, ne de sağlıklı bir din-iman hizmeti. “Çünkü, birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.” (Mektubat, s. 259.)

Bugün birçok İslâm ülkesinde -iktidar ve hakimiyet boğuşmaları sebebiyle- ne yazık ki huzur gitmiş, asayiş bozulmuş, müsbet hareket berhava edilmiştir.

Hariçteki din kardeşlerimiz başlarının derdine düşmüş, acı üstüne acı, felâket üstüne felâket yaşarlarken, onlara bir ricâ, bir kurtuluş yolu tavsiye etmek yerine, maalesef işi daha da kızıştırıp adeta “Haydin yiğitler ölmeye, haydin kahramanlar kanınızı sebil etmeye devam edin. Çok kan dökülsün ki, zalimler içinde boğulup gitsin” demeye getiriyor.

Evet, bu da bir görüştür; fakat, başkasına ait. Dahası, bu görüş bizim esas aldığımız Risale-i Nur’un mesleğine, meşrebine ve kudsî hizmet düstûrlarına uygun düşmüyor. Hele ki, boğuşmalar esnasında mâsumlar zarar görüyorsa, takip edilen metodun Risale-i Nur’un şefkat esasıyla bağdaştırılması mümkün değil.

Üstad Bediüzzaman, şu can alıcı sual ile zihinleri intibaha, vicdanları ihtizaza getiriyor: “Acaba, bu vatan ve dînin gizli düşmanlarının bu eşedd-i zulm-ü Nemrudânelerine karşı, mânevî pekçok kuvveti bulunan bu fedâkârın tahammülü ve maddî kuvvetle ve menfî cihette mukabele etmemesinin hikmeti nedir?”

Âhirzamanın Bediüzzaman’ı, bu fevkalâde düşündürücü noktayı şu sözlerle izah ediyor: “İşte bunu, size ve umum ehl-i vicdâna îlân ediyorum ki:

(1) Yüzde on zındık dinsizin yüzünden, doksan masuma zarar gelmemek için;

(2) Bütün kuvvetiyle dahildeki emniyet ve asayişi muhafaza etmek için;

(3) Nur dersleriyle herkesin kalbine bir yasakçı bırakmak için…

“Kur’ân-ı Hakîm ona o dersi vermiş. Yoksa, bir günde yirmi sekiz senelik zalim düşmanlarımdan intikamımı alabilirim.

“Onun içindir ki, masumların hatırı için, asayişi muhâfaza yolunda haysiyetini, şerefini tahkir edenlere karşı müdafaa etmiyor ve diyor ki: ‘Ben, değil dünyevî hayatı, lüzum olsa âhiret hayatımı da millet-i İslâmiye hesabına feda edeceğim.” (Tarihçe-i Hayat, s. 580.)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*